Kitaplarım

Türler

Image by Aleydi Lisbeth Rosario Moronta from Pixabay Image by Dan Novac from Pixabay Image by Claire Francis from Pixabay Image by Gerd Altmann from Pixabay


DÜNYA KLASİKLERİ

Başa Dön
Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Çanlar Kimin İçin Çalıyor
İspanya iç savaşının anlatıldığı roman, 1940'larda yazılmıştır. Böyle olmasına karşın, hâlâ birçok ülkede çevirisi yayımlanmakta, hâlâ en çok okunan kitaplar arasında yer almaktadır. Bu ilginin nedeni, bir serüven romanı oluşunda ya da Hemingway'in o kendine özgü anlatış biçiminde aranabilir. Ancak şöyle bir saptama da yapılabilir: Çanlar Kimin İçin Çalıyor'da Hemingway, ülkü birliği etmiş insanların inançlı kavgası yanında, romantizmi de etkileyici bir öğe olarak kullanmıştır. En güç koşullarda, ölümle yüz yüzeyken bile sevgi, umut, korku bütün canlılığıyla yaşanır romanda. Ortak amaç doğrultusunda, bir toplumsal kavga için, ayrı ulustan bilinçli insanların öyküsüdür Çanlar Kimin İçin Çalıyor.

Ernest Hemingway

Ernest Hemingway,
1889'da Chicago yakılarında, Oak Park'ta doğmuş, 1961'de Küba'daki evinde ölmüştür. 1917'de Kansas City Satr'da muhabir olarak gazeteciliğe başlar, 1918'de kendi isteğiyle ambülans sürüsü olarak İtalyan cephesinde savaşa gider, 1919'da Amerika'ya döner, 1922'de Türk-Yunan Savaşı'nda savaş muhabirliği yapar. Boğa güreşlerine, büyük avlara ve derin deniz balıkçılığına büyük ilgi duyar. Yapıtları bu ilgiyi yansıtır. Hemingway'den sonraki kuşaklar onun yalın, ve dolambaçlı yollara sapmadan dümdüz anlatımına öykünmüşler fakat onun kadar başarılı olamamışlardır. 1954 yılında Nobel Armağanı ile ödüllendirildikten sonra ünü bütün dünyada yaygınlaşmıştır.

Yeraltından Notlar

Yeraltından Notlar
Yeraltından notlar gerçek dünyadan kendini soyutlamış bir kişinin iç çatışmalarını ve hezeyanlarını konu alır. Bu roman Dostoyevski’nin daha sonra yazacağı büyük romanların ipuçlarını taşımaktadır.

Dostoyevski

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
Dostoyevski (Fyodor Mihailoviç).1821 Moskova'da 30 Ekim'de doğar. 1842 Ağustos ayında, Fyodor asteğmen rütbesini elde eder. 1844'de ordudan ayrılır ve yazmaya başlar. 1848'de ilk şiddetli sara nöbetlerini geçirir. 1849 23 Nisan'da Petrachevski'nin çevresinde oluşan 36 üyesi tutuklanır. İçinde Dostoyevski'de vardır. Daha sonra yazmaya devam eder.1881 28 Ocak'ta ölür.

Ekmeğimi Kazanırken

Ekmeğimi Kazanırken
Gorki’nin Rus tarihinin 19. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl başlarına uzanan çok önemli bir dönemine ışık tutan otobiyografik üçlemesi, aslında kendini ve içinde yaşadığı dünyayı anlama ve anlamlandırma çabasının hikâyesidir. Bu çaba, Ekmeğimi Kazanırken’de artık hayata atılan yeniyetmelik çağındaki Gorki’yi 19. Yüzyıl Rusya’sının katı gerçekliğiyle yüz yüze getirir.

Maksim Gorki

Maksim Gorki
28 Mart 1868'de doğdu. Doğalcı öykü ve roman yazarı olan Gorki, önceleri serserileri toplumdışı insanları anlattığı öyküleriyle tanındı. Daha sonra Rus toplumunun sosyalist düzene geçişini yansıtan yapıtlar verdi. Çok küçük yaşlarda çalışmaya başlamak zorunda kalan Gorki, Rus işçi sınıfının yaşamını çok yakından tanıdı ve gözlemledi. 1936'da Moskova'da öldü.

Demir Ökçe

Demir Ökçe
Jack London’ın Demir Ökçe’si distopya edebiyatının ilk örneği olarak kabul edilir. Günümüzden yüz yılı aşkın bir zaman önce kaleme aldığı eserinde London, çok eski ama hiç eskimeyen bir hikâyeyi konu edinir. Ezen ve ezilen mücadelesi tüm çıplaklığıyla gözler önündedir. Amerika Birleşik Devletleri’ni pençesine almış olan Oligarşi, namıdiğer Demir Ökçe tüm şiddeti ve gaddarlığıyla emekçilerin üzerine yürümektedir. Tröstler, ekonomik ve siyasi ilişkiler, faşist devlet yapılanması sanki daha o zamandan yirminci yüzyılda insanlığın yaşayacağı acı olayların habercisi gibidir...

Jack London

Jack London
1876’da San Francisco’da doğdu. Kendi kendini eğitti ve 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı. Klondike’tan döndükten sonra, şansını bir kez de yazarlıkta denemeye karar verdi. Otobiyografik romanı Martin Eden’da yansıttığı gibi, yazar olabilmek için olağanüstü bir çaba harcadı. İlk kitabı Kurt Kanı geniş bir okur kitlesine ulaştı. 17 yıl içinde Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş, Deniz Kurdu, Demir Ökçe gibi yapıtlarının sayısı 50’yi buldu ve ABD’nin en çok kazanan yazarı oldu. Jack London, 1916’da California’da öldü.

MODERN KLASİKLER

Başa Dön
Yabancı

Yabancı
Albert Camus'nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan Yabancı, aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir varlıkın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi Meursault, bir simge kahraman değildir, adı olmayan bir Yabancıdır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir, der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.

Albert Camus

Albert Camus
1913’te Cezayir’de dünyaya geldi. Cezayir Üniversitesi’nde sürdürdüğü felsefe öğrenimini sağlık nedenleriyle yarıda bıraktı. 1938’de Paris’e gitti, ilk yapıtları Tersi ve Yüzü ve Düğün bu dönemde yayımlandı. Edebiyat dünyasına asıl girişini, 1942’de yayımlanan Yabancı adlı romanı ve Sisifos Söyleni adlı felsefi denemesi belirledi. Birbirini tamamlayan bu iki yapıtta, varoluşçu izler taşıyan “saçma” felsefesini geliştirdi. Başkaldıran İnsan, Yaz, Sürgün ve Krallık isimli eserleriyle hem edebiyat hem de düşünce alanlarında yetkinliğini kanıtladı. Mutlu Ölüm ve İlk Adam adlı romanları ölümünden sonra yayımlandı. 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen ve bugün 20. yüzyıl edebiyat ve düşünce dünyasının en önemli adlarından biri kabul edilen Albert Camus, 1960’ta bir trafik kazasında öldü

Olağanüstü Bir Gece

Olağanüstü Bir Gece
Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak “suç” işler. Böylece yeniden “hissetmeye” başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, “hayatın en dibindeki lağımlara” sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır.

Zweig

Stefan Zweig
STEFAN ZWEIG, 1881’de Viyana’da doğdu. Avusturya, Fransa ve Almanya’da öğrenim gördü. Savaş karşıtı kişiliğiyle dikkat çekti. 1919-1934 yılları arasında Salzburg’da yaşadı, Nazilerin baskısı yüzünden Salzburg’u terk etmek zorunda kaldı. 1938’de İngiltere’ye, 1939’da New York’a gitti, birkaç ay sonra da Brezilya’ya yerleşti. Önceleri Verlaine, Baudelaire ve Verhaeren çevirileriyle tanındı, ilk şiir lerini ise 1901’de yayımladı. Çok sayıda deneme, öykü, uzun öykünün yanı sıra büyük bir ustalıkla kaleme aldığı yaşamöyküleriyle de ünlüdür. Psikolojiye ve Freud’un öğretisine duyduğu yoğun ilgi, Zweig’ın derin karakter incelemelerinde ifade bulur. Özellikle tarihsel karakterler üzerine yazdığı yorumlar ve yaşamöyküleri, psikolojik çözümlemeler bakımından son derece zengindir. Zweig, Avrupa’nın içine düştüğü siyasi duruma dayanamayarak 1942’de Brezilya’da karısıyla birlikte intihar etti.

Satranç

Satranç
Stefan Zweig, en çok okunan eserlerinden olan Satranç’ta, bir geminin seçkin yolcuları üzerinden toplumsal düzenin karmaşasını, bugünün geçmişin izlerini nasıl silinemez şekilde içinde sakladığını ve acımasız siyasi otoritenin yarattığı travmaların beklenmedik sonuçlarını, aklın sınırlarını zorlayan bir dönemin gerçekliği içinde anlatıyor. Satranç şampiyonu Czentovic'te, cehaletin içindeki gizli dehayı; Doktor B.'nin aklının soyut düzleminde oynadığı satrancında ise sessizce katlanılan bir acizliği görüyoruz.

Fahrenheit 451

Fahrenheit 451
Guy Montag bir itfaiyeciydi. Televizyonun hüküm sürdüğü bu dünyada kitaplar ise yok olmak üzereydi zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe veriyordu. Montag’ın işi ise yasadışı olanların en tehlikelisini yakmaktı: Kitapları. Montag yaptığı işi tek bir gün dahi sorgulamamıştı ve tüm gününü televizyonla kaplı odalarda geçiren eşi Mildred’la beraber yaşıyordu. Ancak yeni komşusu Clarisse’le tanışmasıyla tüm hayatı değişti. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktı. İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne vardı? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir miydi?

Bradbury

Ray Bradbury
Fantazi, korku ve bilimkurgu edebiyatına damga vuran yazarlardan biri olan Ray Bradbury, 1920’de doğdu. Uzun yaşamına Fahrenheit 451 gibi bir distopyanın yanında sayısız öykü sığdırdı. Tüm hayatını kitaplara ve yazmaya adayan Amerikalı yazar, 5 Haziran 2012’de öldüğünde, arkasında Mars Yıllıkları, Resimli Adam ve Sonbahar Ülkesi gibi başucu kitabı olmaya aday birçok unutulmaz eser bıraktı. Stephen King ve Neil Gaiman gibi ustalar ondan ilham aldı. Uygarlığa yön veren toplumsal meseleler ile modern insanın bireysel sorunlarını bir arada işleyebilmesi ve insanın ruhunu donduran öyküleri eşsiz bir sıcaklıkla kaleme alması, Bradbury’nin en önemli özelliği oldu.

BİLİM KURGU

Başa Dön
Otomatik Portakal

Otomatik Portakal
Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…” Karabasan gibi bir gelecek atmosferi… Geceleyin sokakları terörize eden, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler ve bu hikâyenin anti-kahramanı Alex... Yayımlandığı günden bu yana “kült roman” özelliğini kaybetmeyen Otomatik Portakal’ın 15 yaşındaki kahramanı, “iyi ya da kötü nedir?”, “İnsan özgür iradesiyle kaderini seçebilir mi?” gibi soruların yanıtlarını kurcalarken, şiddet dolu sahnelere Beethoven’ın, Mozart’ın müziği eşlik ediyor; Alex ve “çete kardeşleri” Pete, Georgie ve Aptalof, yarattıkları yepyeni dilin kelimelerini okurun zihnine kazıyorlar. Ünlü yönetmen Stanley Kubrick tarafından 1971’de filme de çekilen Otomatik Portakal tüm zamanların en sarsıcı romanlarından. “Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. ‘Uqueer as as clockwork orange’. Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya’da ‘canlı’ anlamına gelen ‘orang’ sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve kokusu hoş bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm.” Anthony Burgess

Burgess

Anthony Burgess
Asıl adı John Burgess Wilson olan yazar 1917'de İngiltere'de doğdu. Manchester Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı ve sesbilim öğrenimi gördü. Otuz yaşlarına kadar en büyük arzusu besteci olmaktı. Bir senfoni dahil, çok sayıda müzik eseri besteledi. 1940-46 arasında İngiliz ordusunda yer aldı, 1946-50 yılları arasında Birmingham Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1954'ten 1959'a kad ar Malaya ve Borneo'da Eğitim Bakanlığı görevlisi olarak çalıştı. 41 yaşında İngiltere'ye döndüğünde beyninde bir tümör olduğunu ve bir yıl içinde öleceğini öğrendi. Burgess o bir yıl içinde beş roman birden yazdı. Kendisine yanlış teşhis konulmuş olduğu anlaşıldıktan sonra da aynı hızla yazmayı sürdürdü.Romancılığının yanı sıra gazetecilik, eleştirmenlik ve dilbilim çalışmaları da olan Burgess, çağdaş İngiliz edebiyatının en verimli yazarlarından biridir.

Köpek Kalbi

Köpek Kalbi
Bulgakov Köpek Kalbi’nde sokak köpeği Şarik’in öyküsünü anlatır. Dünya çapında bir bilim insanı olan Profesör Filipoviç, evine götürüp beslediği Şarik’i ameliyat ederek, er bezlerini ve hipofiz bezini adi bir suçlununkilerle değiştirir. Köpek arsız, yüzsüz, şehvet düşkünü ve kaba saba bir insana dönüşür. Şarik insan haliyle profesörün hayatını cehenneme çevirse de, Sovyet bürokrasisinde kendine bir konum edinebilecektir. Komünistlerin küçük burjuva değerlerinin üstünde yeni bir Sovyet insanı yaratma ideallerini hicveden Köpek Kalbi, Bulgakov’un en çok tartışılan yapıtıdır.

Bulgakov

Mihail Bulgakov
1891’de Kiev’de doğdu. Genç yaşta doktorluğu bırakarak kendini tümüyle yazarlığa verdi. İlk romanı Beyaz Muhafız (1925), komünist bir kahramana yer vermediği gerekçesiyle Sovyet resmî çevrelerince büyük tepkiyle karşılandı. Sovyet toplumunu eleştiren yergili fantezilerin yer aldığı Şeytanname’de (1925) resmî çevrelerin eleştirisine uğradı. Bulgakov aynı yıl sözde bilim üstüne bir yergi niteliğindeki Köpek Kalbi’ni yazdı. 1930’a gelindiğinde, eserlerinin yayımlanması yasaklanmıştı. Buna karşın Bulgakov, 1930’larda iki önemli eser daha verdi. Moskova Sanat Tiyatrosu’nun perde arkasını acımasızca yeren yarıda kalmış özyaşamöyküsel romanı Teatral Bir Roman ve göz kamaştırıcı bir fantezi olan Usta ile Margarita. 1940’ta Moskova’da ölen Bulgakov’un eserleri, Stalin’in ölümünün ardından, 1950’lerin sonlarına doğru gittikçe saygınlık kazandı.

Balonla 5 Hafta

Balonla Beş Hafta
Kraliyet Coğrafya Derneği’nin 14 Ocak 1862 tarihindeki toplantısında yapılan açıklama, bilim dünyasında büyük bir heyecan dalgası yarattı. Doktor Fergusson, Afrika kıtasını boydan boya geçmeyi planlıyordu. Tabii bu, pek de yeni bir fikir değildi. O güne kadar birçok cesur kâşif, gizemli kıtanın sırlarını ortaya çıkarmak için yollara düşmüş ve büyük bir bölümü de bu yolda hayatını kaybetmişti. Bazı kâşifler ise gezilerini belli bir alanla sınırlamış ve sadece birkaç bölgeyi geçebilmişlerdi. Doktor Fergusson yolculuğuna Hint Okyanusu’ndan başlayacak, kıtayı baştan başa geçecek ve Atlantik Okyanusu’na ulaşacaktı. Doktor’un fikri çılgınlık olarak kabul edildi. O günün şartlarında büyük bir ordu bile bu yolculuğu tamamlayamazdı. Aslında Doktor Fergusson’un planı insanların düşündüğünden çok daha çılgındı, çünkü ünlü kâşif bütün kıtayı bir sıcak hava balonuyla geçmeyi düşünüyordu. Eğlenceli, heyecanlı, harika bir macera!..

Verne

Jules Verne
Fransada doğdu. Denizcilik geleneği olan bir ailenin çocuğuydu ve bu durum onun yazın hayatını derinden etkiledi. Küçük bir çocukken gemilerde tayfalık yapmak için evden kaçtı ama yakalanıp ailesine teslim edildi. 1847'de hukuk öğrenimi görmesi için Paris'e gönderildi. Ancak paristeyken tiyatyora ilgisi derinleşti. 1850'^lerin sonlarında ilk oyunu yayımlandı. Babası, hukuk öğrenimini bıraktığın ı duyunca büyük bir tartışma çıktı ve harcamaları için gönderilen para kesildi. Bu durum Jules Verne'i öykülerini satarak para kazanmaya zorladı. Paris'in kütüphanelerinde jeoloji, mühendislik ve astronomi okunarak geçirilen uzun saatlerden sonra, Jules Verne ilk kitabı Balonla Beş Hafta'yı yayımladı. Bu romanı, Dünya'nın Merkezine Seyehat, Dünya'dan Ay'a ve Denizler Altında 20 000 Fersah gibi romanlar izledi. Romanlarının büyük beğeni toplaması Jules Verne'i zengin bir adam yaptı. 1876'da büyük bir yat satın aldı ve Avrupa'nın çevresini yatıyla dolaştı. 1905'de Amiens'te öldü.

Frankenstein

Frankenstein ya da Modern Prometheus
Bilim tutkunu genç öğrenci Victor Frankenstein’ın yarattığı varlığı gördüğü anda söylediği bu sözler, kendi çocuklarını terk eden Tanrı’nın hayal kırıklığının yansıması olarak yorumlandı. Frankenstein’ın yalnızlaşmaya ve yabancılaşmaya mahkûm edilen canavarıysa, ölü doğaya can veren yaratıcı tarafından bu dünyada tek başına bırakılan modern insanın kaderini temsil ediyordu. Shelley’nin Frankenstein ya da Modern Prometheus’u, XVIII. yüzyıl Avrupa’sının Aydınlanmacı tutkularının kültür açısından korkunç sonuçlarını hayal eder. Bilimden yararlanarak “doğanın sırlarına nüfuz etmeye” yönelirken insan doğası ve bedeni dahil olmak üzere her şeyi birer nesneye çeviren Aydınlanmacı arzu, Fran­ken­stein’ı pişmanlıkla son bulacak bir serüvene sürükler: Frankenstein’ın canavarı, aslında aklın kendi canavarıdır ve şimdi sadece bu canavardan değil, onu yaratan aklın kendisinden de korkulması gerekmektedir.

Shelley

Mary Shelley
1797 yılında Londra'da doğdu. Babası William Godwin, radikal siyasal görüşleriyle tanınan bir yazar, annesi Mary Wollstonecraft ise dönemin etkili bir kadın hakları savunucusuydu. Annesi doğumu sırasında ölünce, babası tarafından büyütüldü. Babasından ve arkadaş çevresinden etkilenerek edebiyat ve felsefeye ilgi duydu. Çocukluğunun büyük bölümünü kitap okuyarak, hikâyeler yazarak geçiren Mary 1814'te, dönemin en gözde romantik şairlerinden Percy Bysshe Shelley'e âşık oldu. Percy Shelley'in evli olması nedeniyle İsviçre'ye kaçmak zorunda kaldıklarında Mary henüz 17 yaşındaydı. Babası William Godwin bu ilişkiye karşı çıktı. İki sevgili, Percy'nin eşinin 1816'da ölümünden sonra Londra'ya dönüp evlendiler. Ardından İtalya'ya yerleştiler. 1816 yazında yarı uyanık olarak gördüğü bir kabus sayesinde aklına gelen Frankenstein düşüncesini romana çevirdi ve kitap, Frankenstein ya da Modern Prometheus adıyla 1818 başlarında yayımlandı. Romanın doğuşunda, İngiltere'deki sanayi devriminin, Locke ve Hobbes gibi düşünürlerin etkisini de görmek mümkündür. 1822 yılında eşini bir tekne kazasında kaybeden Mary, Londra'ya döndü ve 1851 yılında ölünceye kadar profesyonel yazarlık yaptı.

İNGİLİZCE KİTAPLAR

Başa Dön
Dorian Gray

Dorian Gray'in Portresi
Oscar Wilde’ın, kendisinin roman yazamayacağına dair eleştirilere adeta bir cevap olarak kaleme aldığı Dorian Gray’in Portresi, yazarın en tanınmış eseridir. Bu eserinde Wilde, kendi dünyasını şekillendiren estetizmi en yalın hâliyle kurguya aktarır. Saflığı ve iyiliği temsil eden Dorian Gray’in, bir karşılaşma sonucu bütün hayatı değişir. Ressam Basil Hallward, onun güzelliğinden etkilenerek portresini çizer. Basil’in evinde Lord Henry Wotton ile tanışan Dorian Gray için bir kimlik bunalımı başlar. Lord Henry ona insan için en değerli şeyin haz ve estetik olduğunu söylerken, çok sevdiği Gray’in uğrayacağı değişimi asla tahmin edemez. Sahip olduğu güzelliğin yok olacağına üzülen Gray, kendisinin yerine portresinin yaşlanmasını diler. Ama ebedî güzelliğin bedeli oldukça ağır olacaktır

Wilde

Oscar Wilde
1854’te İrlanda’nın Dublin kentinde doğdu. Edebi-yatla yakından ilgili, aydın bir ailenin oğluydu. 1878’de “Ravenna” adlı uzun şiiriyle Newdigate Ödülü’nü kazandı. 1881’de yayımladığı şiirler, Dante Gabriel Rossetti ve John Keats’in etkisindeydi. 1884’te Constance Lloyd’la evlendi ve bu evlilikten iki çocuğu oldu. Bu dönemde yayımladığı Mutlu Prens ve Diğer Öyküler, masal ve romantik alegori alanındaki ustalığını ortaya koyuyordu. Tek romanı Dorian Gray’in Portresi, masal ve öykü kitapları Lord Arthur Savile’in Suçu ve Nar Evi 1891’de yayımlandı. İlk başarılı oyunu Lady Windermere’in Yelpazesi ertesi yıl, Salome ise 1893’te basıldı. Cinsel yöneliminden ötürü suçlanarak iki yıl yattığı hapishanenin insanlık dışı koşullarını işlediği Reading Zindanı Baladı 1898’de okuyucuyla buluştu. Wilde, bir kulak enfeksiyonunun neden olduğu şiddetli bir beyin iltihabı sonucu 1900 yılında Paris’te öldü.

TalesByPoe

Tales of Mystery and Imagination
Including Poe’s most terrifying, grotesque and haunting short stories, Tales of Mystery and Imagination is the ultimate collection of the infamous author’s macabre works. Considered to be one of the earliest American writers to encapsulate the genre of detective-fiction, the collection features some of his most popular tales.‘The Gold-Bug’ is the only tale that was popular in his lifetime, whereas ‘The Black Cat’, ‘The Pit and the Pendulum’ and ‘The Murders in the Rue Morgue’ became more widely read after his death. Focussing on the internal conflict of individuals, the power of the dead over the living, and psychological explorations of darker human emotion that appear to anticipate Sigmund Freud’s later theories on the psyche, Poe’s Gothic terror stories are considered masterpieces the world over.

Poe

Edgar Allan Poe
1809’da Boston’da doğdu. Henüz bebekken yetim kaldığından onu yanlarına alan John ve Frances Allan çifti tarafından yetiştirildi. John Allan’la para konusunda sürekli anlaşmazlıklar yaşayan Poe, 1827’de orduya yazıldı. Aynı yıl ilk kitabı Tamerlane and Other Poems’i (Tamerlane ve Diğer Şiirler) isimsiz olarak yayımlandı. 1831’de ordudan atıldı. Bunu izleyen yıllarda düzyazıya yoğu nlaştı ve yaşamını yalnızca yazarak kazanmaya çalıştı. Southern Literary Messenger, Burton’s Gentleman’s Magazine, Graham’s Magazine gibi dergilerde yardımcı editör olarak çalıştı, Broadway Journal’ın önce editörü, daha sonra sahibi oldu. Nantucket’lı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü 1838’de ve Grotesk ve Arabesk Öyküler adlı iki ciltlik derleme ise ertesi yıl yayımlandı. Fakat Poe’nun adını asıl yaygınlaştıran, 1845’te yayımlanan “Kuzgun” şiiri oldu. 1835’te, o sırada on üç yaşında olan kuzeni Virginia Clemm’le gizlice evlendi. Virginia’nın 1847’de veremden ölmesinin ardından Poe kendini daha da fazla içkiye verdi. 1849’da, bilinmeyen bir sebepten öldü.

A Tale of Two Cities

A Tale of Two Cities (1859)
is a novel by Charles Dickens, set in London and Paris before and during the French Revolution. With well over 200 million copies sold, it ranks amongst the most famous works in the history of literary fiction. The novel depicts the plight of the French peasantry demoralised by the French aristocracy in the years leading up to the revolution, the corresponding brutality demonstrated by the revolutionaries toward the former aristocrats in the early years of the revolution, and many unflattering social parallels with life in London during the same time period. It follows the lives of several characters through these events

Dickens

Charles Dickens
Victoria döneminin en büyük yazarı Dickens yapıtlarında Sanayi Devrimi döneminin acılı ve sıkıntılı yıllarını gerçekçi ve etkili bir dille anlatmıştır. Babasının sorumsuzlukları yüzünden çocukluğu çok mutsuz geçen ünlü yazar gençlik yıllarında kâtiplik, gazetecilik yaptı, profesyonel tiyatro oyuncusu olarak ünlendi. Yapıtlarında mizah ve fantaziye yer verdi.

RomeoJuliet

Romeo and Juliet
It has been referred to as the greatest love story of all time, or perhaps the most tragic. Romeo and Juliet serves to satisfy both anyway, which for a 1595 play has obviously stuck around for a very long time, which points to how good a book can turn out to be centuries after its author graced our good planet. The story is a tragedy written early in the career of playwright William Shakespeare about two young “star-cross’d lovers” whose deaths ultimately unite their feuding families. - The NewTimes

Shakespeare

William Shakespeare
William Shakespeare orta-batı İngiltere’de Warwickshire vilayetinin Stratford-on-Avon kasabasında doğmuştur. Stratford, Avon nehrinin kuzey kıyısına kurulmuş 1500 nüfuslu bir kasabaydı. Burada o devirde dokumacılık, dericilik, ayakkabıcılık, demircilik ve halıcılık gibi işlerin geliştiği anlaşılıyor. Kasabanın Oxford ve Londra ile yol irtibatı vardı. Kasabada orta derecede eğitim veren ve “Gramma r School” denilen, bir okul bulunuyordu. İşte Shakespeare’in çocukluğu ve gençliği böyle bir çevrede geçmiştir. Shakespeare’in babası John Shakespeare’in Stratford‘un yerlisi olmadığı anlaşılıyor, çünkü kasabanın doğum kayıtlarında böyle bir isme rastlanmıyor. 10 Nisan 1693 tarihinde Warwickhire’dan Mr. Dowdall isminde birinin kuzeni Mr. Southwell’e yazdığı mektupta Shakespeare’in gençliğinde bir kasap çırağı olduğu kaydedilmektedir. Mektupta aynen şöyle denmektedir: “Bu memlekette ziyaret ettiğim en ilgi çekici yer Stratford Super Avon’dur. Orada trajedi yazarımız Mr. Shakespeare’in resmini gördüm. Heykelinin dikili olduğu duvarın yanında sade bir taş var. Bu taşın üzerinde ölümünden az evvel yazdığı mezar kitabesi var, bunun altında da kendisi gömülü.

Başa Dön
Web hosting by Somee.com